9 Aralık 2011 Cuma

Lunaparkın Gözyaşları

Ancak küçük bir evrende mutlu olabiliriz dedi gri gözlerime bakarken
Ayak uçlarında göğümde dansedersek
Ancak küçük bir evrende mutlu olabiliriz
Diğerleri ile karşılaştırmazsan bizi
Başkalarının yaptıkları olmazsa yol göstericimiz
Kurallardan, mantıktan ve beklentilerden uzak olursa
Sevgi dilimiz
Ancak küçük bir evrende mutlu olabilir seninle
Sen utanmadan, hatta bazen aymazlıkla kahkahalar atarsan
Düşünmeden diğer insanları
İçinden geldiğince davranırsan
Duygularını kontrol etmeyi bıraktığında
İşte o zaman mutlu olabiliriz
Ne yazık ki küçük bir evrende yaşamıyoruz
Senden ve benden ibaret
Büyük evrenin içinde gittikçe yalnızlaştırıyoruz birbirimizi
Sorularla, şüphelerle yol alıyoruz belki
Ama ruhumuzun derinliklerini yaralıyoruz
Oysa ki ne vakit sen eline alıyorsun kemanı
Ve dokunuyorsun gövdesine
Duyguların için
Ancak o zaman tanıyorum seni
Yeniden
Özgürce akıtırken benliğini
Tuttuğun ince sopadan
Ağlamakla gülmek arasında gidip geliyorsun
İşte o zaman tekrar biz oluyoruz..


© 2011 Tüm hakları  İpek Sahra Özgüler' e aittir.

Gala & Dali

ikimizde öldük sonunda
sığamamıştık şu dünyaya
senin aşkın ile deliliğim arasında gidip gelirken
bindiğim salıncakta
ne senden vazgeçebildim
ne deliliğimden
tuhaf ki, iyi bir aşk değildi bizimkisi
kim öyle söyler ve iddia ederse yalan söylemiş olur
geceyi zehirleyen
kanımızı son damlasına kadar emen
bir illetin kollarında sürdürdük ömrümüzü
ne kötü ki, sen fark etmedin bile
ben ise bile bile
söylemedim sana
Ne diyebilirdim ki, garip bir aşk bizimkisi Gala, ayrılalım mı
Her ne kadar aklıma gelse de hiç diyemedim


© 2011 Tüm hakları  İpek Sahra Özgüler' e aittir.

Deli

 lime lime ıslanıyorum
iliklerime kadar
pencerenin yüksek pervazından bakmak için dış dünyaya
ayak parmaklarımın ucunda yükseliyorum
birkaç santime muhtaç
odamdaki gibi sessiz değil dünya
martılar uçuyorlar aralıksız denizin üzerinde ahenkle
balıkçılar  küçük yemlerini takıyorlar oltalarının ucuna
bekleyişe doğru
caddelerdeki başı boş kediler, köpekler uzanıyorlar korumak için kendilerini
lime lime ıslanıyorum
iliklerime kadar
kapalı kapılar
korunaklı duvarlar engelleyemiyorlar gelen damlaları
dış dünyadan uzak
dış dünyaya bu kadar aç dururkun
ayak parmaklarımın ucunda yükseliyorum
annemin sesini duyar gibi oluyorum irkilirken
kirli saçlarıma dokunuyor ince parmaklarım
esirliğin hükmü altında
umutsuzca kendime ağlıyorum...


© 2011 Tüm hakları  İpek Sahra Özgüler' e aittir.

Baba ve Oğul

Kimse anlamazdı bir baba ile oğlun savaşını
O savaş ki
Dünya döndükçe
Güneş doğdukça sürecek kadar uzun
Gece yarısı vicdan hesaplaşmalarında ruhu yaralayacak kadar keskin

Kimse anlayamazdı bir baba ile oğlun savaşını
İlk önce gülümserdi oğlun yuvarlak, tombul yanaklarına gömülmüş gözleri babaya
Babaya güvenli
Babaya inançlı
Baba bir oğlan sahibi olmanın çelişkisi içinde bakardı kendisine bakan gözlere
Baba kuşkulu
Baba şüpheli
Gittikçe arınırdı baba kuşkularından, şüphelerinden
Ve zamanın  zalimliği içinde büyümeye başlardı oğlan, babanın yüzü buruşurken

Kimse anlayamazdı bir baba ile oğlun savaşını
Oğlan ne zaman güvenini, inancını yitirirdi kahramanına  karşı
Dünya döndükçe
Zaman geçtikçe
Oğlan serpildikçe
Oğlan kılıç kuşandıkça
Baba anlatmaya başlardı bildiklerini
Gördüklerini
Hislerini hiç ifade edemese de
Korumak isterdi oğlunu içten içe
Bilirdi alamazdı artık onu kanatlarının altına
Bilirdi koruyamazdı düşmanlardan, hainlerden ve zalimlerden

Kimse anlamazdı bir baba ile oğlun savaşını
O savaş ki babanın ruhu bedeninden ayrıldığında sona ererdi
Ve kimse o savaşın ne zaman, nasıl başladığını hiç bilmezdi...
© 2011 Tüm hakları  İpek Sahra Özgüler' e aittir.

Tereddüt ve Çil

hepsinin nedeni
çillerim değil mi
tereddütlü bir hayat düzeninde yol alıyorum
ateşler boyuyor artık gökkuşağımı
kavgalar ediyorum sebepsizce uykularımla
alışmaya başladıkça yeniden başa dönüyorum
kalbimi
atan kalbimi
yerden yere çalıyorum
hepsinin nedeni
çillerim değil mi
kalabalık yığınlar içinde kendimi arıyorum
uzaklaştıkça ben
kendi hallerimden
hırçınlaşıp uykularımı başa sarıyorum...


© 2011 Tüm hakları  İpek Sahra Özgüler' e aittir.

Boş Oda

Bu oda
Kimsesiz boş oda
Terk edilmiş
Yalnız bırakılmış
Bu oda
Yaşlanmış kör oda
Güneşe uzak
Yaza hasret
Bu oda
Lime lime hayal kırıklıkları
Uykusuz geceler
Kanayan bedenler
Parçalanmış kalpler
Bu oda
Kışın grisinde duruyor
Gözyaşlarım duvarlarından sızıyor
Bu oda
Huzursuz rüyalar demek
Kumlaşmış betonlarda ezilmiş aşklar
Bu oda
Kızmış yalnızlıklar demek
Söylenmemiş sözler
Edilmemiş savaşlar
Bu oda
Bir kış gecesinde oluyor
Karanlık zifiridir
Kimseler bilmiyor
Ağlıyor pare pare bir kadın kızıl saçlı
Gözlerinden döküyor okyanuslarını
Be kadın bilmez miydin böyle gidecekti
Tenini bıçaksızca derinden kesecekti
Be kadın bilmez miydin burası yalnızlık
Yalnızlık ölüm zamanı
Bu oda kızıl saçlı kadının öldüğü yer
Bedenini korunmasız yere serdiği yer
Dökülmüş aşk parçalarını topladığı yer
Bu oda
Kimsesiz bir oda..


© 2011 Tüm hakları  İpek Sahra Özgüler' e aittir.

Tüllerin Gizlediği Balerin

Narin parmak uçlarının ucunda dur
Narin parmak uçlarının ucunda dur ve bedenini dimdik
Aynı bir sopa gibi
Aynı tahta bir sopa gibi tut
Öyle dik ve hareketsiz dur ki
İnce ayak bileğindeki halhalın pembe taşı oynamasın
Yüzyıllardır oradaymışçasına
Ve yüzyıllarca orada kalacakmışçasına
Durduğun yere ait ol
Biliyorum zor senin gibi göçmen bir ruhun
Durduğu yere ait olması
O göçmen ruh ki
Aynı Karadeniz dalgaları gibi hırçın
Aynı Karadeniz dalgaları gibi özgür
Narin parmak uçlarının ucunda dur
Ojelenmemiş parmaklarının inceliğinden yansısın güneşin en berrak hali
Ve boynunu yaralı bir ceylan gibi eğ
Müziğin sesini duyduğunda
Kalbine saplanmış avcının okunu düşün
O ok ki, sen hareket ettikçe daha çok batsın kalbine
Ve kalbindeki tüm öfkelerin, yaraların ve intikamların acısı
Düşsün gözlerinden
Narin parmak uçlarının ucunda dur
Ve ne vakit sessizlik çökerse sahneye
Bırak kendini olabildiğince özgür
Olabildiğince yalnız
O yalnızlığın ki hücrelerinin ihtiyaç duyduğu mutluluğu sağlayacak


İnce gaydanın sesini duyduğunda irkilme sakın
Sen ne kadar Karadenizlisen
O kadar da dünyalısın
Gözlerine bak insanların
Seni imrenerek anlamaya çalışan insanların gözlerine
Vur mührünü
Yaralı bir ceylan nasıl ağlarsa
Yalnız bir kartal gibi uç olduğun sahneden
Seni seyredenlerin kalplerine
Ve kalbindeki okun her bir acısını
Onların kalplerine sapla gözündeki sürme ile
Narin parmak uçlarının ucunda dur
Narin parmak uçlarının ucunda dur bedenini dimdik
Aynı tahta bir sopa gibi
Dimdik tut
Tüller
Beyaz tüller sarıp sarmalasın saçlarının karasını
Ve yüzünde sadece gözlerin
Siyah kömür karası sürmelenmiş gözlerin açık kalsın
Yüzyıllardır oradaymışçasına
Ve yüzyıllarca orada kalacakmışçasına
Durduğun yere ait ol
Ne vakit vurursa alkış sesleri kartonpiyerlerin eskiliğine
Uyan rüyandan
Aynı Karadeniz dalgaları gibi değişken
Aynı Karadeniz rüzgaruı gibi sakin
Ve akıt gözlerindeki yaşları yaralı bir ceylanmışçasına
Ait olduğun yerin hiçbir yer olmadığını bile bile
Ait olduğun yerin hiçbir yer olmayacağını bile bile...


© 07.2011 Tüm hakları  İpek Sahra Özgüler' e aittir.